Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Oxford Virgülü
    • Akademik
    • Haber
    • İş Dünyası
    • Kültür-Sanat
    • Edebiyat
    • Kişisel Gelişim
    • Spor
    • Teknoloji
    Oxford Virgülü

    Kullanılmayan Sözcükler Kaybolmuyor, Arkaikleşiyor

    0
    By Oxford Virgülü on 10.01.2026 Kültür-Sanat

    Pişik, çetük, hartap, gordoş, firingi, kavanez… Bugün yerlerini kedi, patates ve domates gibi sözcüklere bırakan bu kelimeler aslında yok olmadı. Akdeniz Üniversitesi’nden dilbilimciler Prof. Dr. Ali Cin ve Dr. Safiye Genç, bu sözcüklerin yalnızca gündelik kullanımdan düştüğünü ve dilbilimde “arkaik” olarak tanımlandığını vurguluyor.

    Dilbilimcilere göre dil, canlı bir yapı. Zamanla değişiyor, dönüşüyor, yeni kelimeler üretiyor; bazı sözcükler ise kullanım dışı kalarak arkaikleşiyor. Latince gibi artık konuşulmayan diller “ölü dil” olarak tanımlanırken, yaşayan dillerdeki kullanılmayan kelimeler tamamen kaybolmuş sayılmıyor. Cin ve Genç, Türkçede bugün pek duyulmayan bu kelimeleri dil haritalarıyla kayıt altına alıyor.

    Dilin de haritası çıkarılıyor

    Dr. Safiye Genç’e göre idari sınırlar gibi dilin de haritaları var. Dil haritaları, belirli kelimelerin, seslerin ya da dil özelliklerinin coğrafi dağılımını gösteriyor. Haritalarda şehir isimleri yerine o bölgede kullanılan sözcükler, ses özellikleri ya da ekler işleniyor. Böylece “kelime haritaları” ortaya çıkıyor.

    Bu çalışmalar yalnızca kelime çeşitliliğini değil; bölgesel ağızların sınırlarını, yayılım alanlarını ve dilin coğrafyayla kurduğu ilişkiyi de gözler önüne seriyor. Dil sınırları ise izoglos adı verilen çizgilerle ifade ediliyor.

    “Kayıp değil, arkaik”

    Prof. Dr. Ali Cin, kelimeler için “kayıp” ifadesinin doğru olmadığını söylüyor. Cin’e göre kullanılmayan kelimeler sözlüklerde, tarihi belgelerde ve halk edebiyatında yaşamaya devam ediyor:

    “Dilbilimde kayıp kelimelerden değil, yaşayan bir dilin kullanılmayan yani arkaikleşmiş sözcüklerinden söz ederiz. Bu kelimeler her an yeniden canlanabilir. Medyada, edebiyatta ya da yeni kavramlara isim aranırken tekrar dolaşıma girebilirler. Latince kökenli birçok kelimenin bilim dünyasında yeniden kullanılması buna örnektir. Bir dil konuşulduğu sürece kelimeler doğar, değişir ve bazen ölür.”

    Orhun Yazıtları’ndan bugüne Türkçe

    Türkçenin bilinen ilk yazılı örnekleri olan Orhun Yazıtları, dilin tarihsel gelişiminde önemli bir yere sahip. Ancak yüzyıllar boyunca Türkçe, milyonlarca eserle zenginleşti. Dr. Genç, 20. yüzyılın başından itibaren süregelen dönemin “Yeni Türkçe” olarak adlandırıldığını hatırlatıyor.

    Türkiye Türkçesi başta olmak üzere Azerbaycan, Kazak, Kırgız, Türkmen, Özbek, Yakut ve Çuvaş Türkçelerinin her birinin kendine özgü bir gramer yapısı bulunuyor. Konuşma dili ile yazı dili arasında da belirgin farklar var. Genç, TDK tarafından yapılan derleme çalışmalarının Türkiye ağızlarının söz varlığını kayıt altına aldığını ve bazı tarihi metinlerle birebir örtüşmelerin tespit edildiğini belirtiyor.

    Çetük’ten kediye, hartap’tan patatese

    Cin ve Genç’in hazırladığı çalışmada, günlük hayatta kullanılan bazı kelimelerin bölgesel karşılıkları dikkat çekiyor. Örneğin “kedi” kelimesi, Kaşgarlı Mahmut’un 11. yüzyıldaki eserinde “çetük” olarak yer alıyor. Türkiye’nin farklı bölgelerinde kedi için muş, mışık, pişik, bişik, kişdik, mırmırık gibi pek çok ad kullanılıyor.

    Benzer şekilde patates için hartap, gordoş, kumpur, kümpür, yeryumurtası; domates içinse firingi, kavanez, domat, dongurak, maniya gibi adlandırmalar yüzyıllardır bölgesel ağızlarda yaşamayı sürdürüyor.

    Bölgesel farklılıklar neden oluşuyor?

    Dilbilimcilere göre kelime çeşitliliğini; göçler, coğrafi engeller, farklı toplumsal gruplar, meslekler, dini yapı ve diğer dillerle temas gibi birçok etken belirliyor. Türkiye Türkçesi ile Kazak Türkçesi arasındaki farklar da tarihsel ayrılıklar ve farklı dillerin etkisiyle şekillenmiş durumda.

    “Bu kelimeler komedi unsuru değil, kültürel miras”

    Dr. Safiye Genç, yerel ağızların ve kelimelerin korunmasının büyük önem taşıdığını vurguluyor. Ağızların bir bölgenin kültürel ve tarihsel mirası olduğunu belirten Genç, şive ve ağızların “köylü konuşması” olarak küçümsenmesinin ciddi bir önyargı olduğunu söylüyor.

    Genç’e göre ağızlar, ölçünlü dilin taşıyamadığı sesleri, anlamları ve renkleri yaşatıyor. Bu nedenle filmlerden sosyal medyaya kadar pek çok alanda bu önyargının kırılması gerekiyor.

    Çocuklara aktarılmalı

    Prof. Dr. Ali Cin ise dilin korunmasında çocukların önemine dikkat çekiyor. Türkülerin, masalların ve hikâyelerin ağız özellikleriyle öğretilmesinin etkili bir yöntem olduğunu belirten Cin, aile içi aktarımın da büyük rol oynadığını söylüyor.

    Cin’e göre ağızlarla büyüyen çocuklar, ölçünlü dili daha iyi öğreniyor. Ağız atölyeleri, şiveyle masal ve tiyatro çalışmaları, yerel derneklerin faaliyetleri ve öz Türkçe kelime üretimine verilen önem, dil zenginliğinin korunmasında temel adımlar arasında yer alıyor.

    Kaynak: AA

    Oxford Virgülü
    • Website

    İlgili Yazılar

    Squid Game Ve Marvel Yıldızları Netflix’in Yeni Suç Dizisinde Buluşuyor

    13.06.2026

    Selahaddin Eyyubi Kalesi Çevresinde Su Sistemi ve Memlük Camii Kalıntıları Ortaya Çıkarıldı

    09.06.2026

    Yoko Ono’dan Kadınlara Çağrı: Yaşadığınız Deneyimleri Paylaşın

    30.05.2026

    Comments are closed.

    Son Yazılar
    • Squid Game Ve Marvel Yıldızları Netflix’in Yeni Suç Dizisinde Buluşuyor
    • Selahaddin Eyyubi Kalesi Çevresinde Su Sistemi ve Memlük Camii Kalıntıları Ortaya Çıkarıldı
    • Banliyö Kitap’tan Yeni Öykü Seçkisi: “Rağmen” Okurlarla Buluştu
    • Yoko Ono’dan Kadınlara Çağrı: Yaşadığınız Deneyimleri Paylaşın
    • Eskişehir Kültür Yolu Festivali’nde En Büyük İlgi Çiböreğe Oldu
    Kategoriler
    • Akademik
    • Edebiyat
    • Haber
    • İş Dünyası
    • Kişisel Gelişim
    • Kültür-Sanat
    • Sinema
    • Spor
    • Teknoloji
    © 2026 ThemeSphere. Designed by ThemeSphere.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.